Ereksiyon sağlığın barometresidir

Ereksiyon sağlığın barometresidir

Sertleşme sorunu da buna paralel olarak artıyor. Yaşamı tehdit eden bir bozukluk olmasa da çiftlerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve yaşamı tehdit edebilen hastalıkların habercisi olabiliyor.

Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun nedenlerini, korunma yollarını ve tedavi yöntemlerini anlattı.

Erkeklerin yaşamında önemli bir yer tutan sertleşme sorunu, şok dalga yöntemi ile tedavi edilebiliyor. Liv HOSPITAL Üroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Muammer Kendirci sertleşme sorununun merak edilen ayrıntılarını anlattı.

HER 3 ERKEKTEN 1′İNDE RASTLANIYOR

2010 yılı bulgularına göre, Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorunu sıklığı yüzde 33 düzeyindedir. Bir başka deyişle her 3 erkekten 1’inde sertleşme bozukluğu bulunuyor. Hastalık herkeste aynı derecede olmuyor. Genellikle daha genç yaşlarda hafif derecede bozukluklar olabilirken, yaş arttıkça sorunun ciddiyeti de buna paralel olarak artıyor. Hastalığın sıklığı yaşla birlikte belirgin olarak artış gösteriyor.

Örneğin; 40-49 yaş arasında her 100 kişiden 17’sinde ve 50-59 yaş arasında 35’inde hastalık görülürken; 60-69’lu yaşlarda her 4 erkekten 3’ünde, 70 yaş ve üzerinde ise her 5 erkekten 4’ünde sertleşme sorunu görülüyor. Bu tablo, daha genç yaşlarda sorun görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak 40 yaş altındaki erkeklerde daha az oranda görülüyor ve yaşı 40 üzerinde olanlara göre genellikle daha hafif düzeyde oluyor.

ŞEKER HASTALARINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Sertleşme bozukluğu olan erkeklerin yüzde 30’unda altta yatan sorun şeker hastalığıdır. Son yıllarda beslenme alışkanlıklarımızdaki değişiklikler diyabet ve obezitenin görülme sıklığının artmasına yol açtı. Şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğu diğer nedenlerden farklılıklar gösteriyor. Genel toplum ortalamasına göre şeker hastalarında sertleşme bozukluğu daha sık görülüyor (her 4 diyabetliden 3’ünde), 5-10 yıl daha erken ortaya çıkıyor, daha ciddi düzeyde seyrediyor, diyabetin ilk belirtisi olabiliyor ve standart tedavilere daha az yanıt veriyor. Bu yüzden, şeker hastalarındaki sertleşme bozukluğunun tedavisi için daha farklı tedavi planı uygulamak gerekiyor.

Sertleşme bozukluğuna yol açan bazı durumlar

•    Şeker hastalığı

•    Kalp damar hastalıkları

•    Hipertansiyon

•    Kolesterol yüksekliği

•    Obezite

•    Prostat büyümesi, prostat kanseri tedavileri

•    Kötü beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapmama, kronik sigara ve alkol kullanımı

•    40’lı yaşlarla birlikte testosteron miktarında azalma.

Başka hastalıkların habercisi olabilir

Sertleşme sorunuyla bir üroloji uzmanına başvuran hastalarda, daha önce tanı konulmamış ciddi hastalıkların varlığına rastlanıyor. Ürologlara ereksiyon bozukluğu nedeniyle başvuran hastaların değerlendirilmeleri sırasında şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon ve kalp-damar bozuklukları ilk kez fark edilebiliyor.

Yani, sertleşme bozukluğu bu hastalıkların ilk belirtisi olabiliyor. Dolayısıyla, sertleşme bozukluğu sağlığın barometresi olarak kendini gösteriyor. Yeterli ereksiyonun olup olmaması, erkeklerin genel sağlık durumlarının adeta bir belirteci gibi davranıyor. Sertleşme sorununun tedavisine yönelik girişimler de genel sağlık durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunuyor.

KALP-DAMAR HASTALIĞI RSİKİ ARTIYOR

Kalp ve cinsel organ damarları yapı, kalınlık ve fonksiyon açısından birbirleriyle benzerlik gösteriyor. Birinde ortaya çıkan bir sorun diğerinde de görülebiliyor.  Sertleşme sorunu yaşayan kişilerde kalp-damar rahatsızlıklarının ortaya çıkma riski artıyor.

Kalp-damar hastalığı olanların da yarısından fazlasında ereksiyon bozukluğu görülüyor. Orta-ciddi düzeyde sertleşme bozukluğu olanlarda ileride kalp krizi görülme riski iki kat artıyor.

Dolayısıyla sertleşme bozukluğu; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı gibi durumların ilk belirtisi olabilir, bu yüzden bu hastalıklar için bir haberci olarak kabul edilmeleri gerekiyor.

ŞOK DALGA TEDAVİSİ YÜZ GÜLDÜRÜYOR

Sertleşme bozukluğu nedeniyle başvuranlarda, hastaların beklentileri ve istekleri göz önünde bulundurularak tedavi planını yapmak gerekir. Genellikle ağızdan ilaç tedavileriyle hastaların yüzde 70’ine yakınında başarı sağlanabiliyor.

Şeker hastalarında tedaviye yanıt yüzde 30-50 düzeyine kadar düşüyor. Ağızdan tedavilerle başarılı olunamayan hastalarda enjeksiyon tedavileri kullanılabilir. Son aylarda sertleşme bozukluğunun tedavisinde şok dalga yöntemi kullanılmaya başlandı.

Ağızdan ilaç kullanmak istemeyen, ilaçlara yeterince yanıt vermeyen veya cerrahi tedavi öncesinde başka seçenek isteyen hastalarda bu tedavi uygulanabilir. Penisteki kan akımını artıran bu yöntemin sonuçları oldukça yüz güldürücü. Genellikle daha ciddi sertleşme bozukluğu olan, daha önceki tedavilere yanıt vermeyen hastalarda ise cerrahi tedaviler gerekir.

İyi ereksiyon için 5 altın kural:

•    Düzenli egzersiz yapın.

•    Fazla kilolarınızdan kurtulun.

•    Sigara ve alkolü sınırlayın.

•    Akdeniz tipi beslenin.

•    Testosteronunuzu kontrol ettirin.

Erkekler de varisten dertli!

Erkekler de varisten dertli!

 

Liv HOSPITAL Damar Cerrahı Prof. Dr. Murat Aksoy anlattı:

Bacaklarda damarlarda belirginleşme, ağrı, şişme, hassasiyet ve ağırlık hissi belirtileriyle ortaya çıkan varislerin görülme sıklığı erkeklere göre daha yüksek. Kadınlarda geçirilen gebelikler, gebeliklerin sayısı ve hormonal nedenler varis oluşma riskini artırıyor. Kadınların az spor yapması da bu riski artırıyor. Kadınların sıklıkla kullandığı hatta vazgeçemediği topuklu ayakkabılar da varis riskini artırıyor.

Çalışan kadınlar daha erken doktora başvuruyor

İster çalışan kadın olsun ister ev kadını, durağan yaşam içinde olanlarda varis daha fazla görülüyor. Bu nedenle ofiste masa başı iş yapan veya işi sırasında uzun süre ayakta durmak zorunda kalan kadınlarda varis görülme riski artıyor. Örneğin öğretmenlik, tezgahtarlık, kuaförlük yapan kişiler bu açıdan yüksek riskli meslek grubuna giriyor. Ev kadınları ile karşılaştırıldığında çalışan kadınların biraz daha erken doktora başvuruyor. Kozmetik problem çalışan kadın için biraz daha ön planda. Ev kadınları genel olarak ağrı ve şişlik şikayetiyle geliyor ve biraz daha ileri evrede doktora başvuruyor.

Erkeklerde neden varis artıyor?

-Sporun ve yürüyüşün daha az yapılması nedeniyle erkekler de artık varis sorunuyla daha sık karşılaşıyor.

- Evden işe giderken en fazla arabaya, otobüse veya toplu taşıma araçlarına kadar yürüyoruz. Günlük yürüyüş mesafemiz 500 metre en fazla bir kilometreyle sınırlı.

- Fast-food yeme alışkanlıkları da artış gösteriyor. Özellikle kilo endişesi taşımayan erkekler düzensiz ve sağlıksız beslenme modelleri ile her gün kilo alıyor.

- Yeni çalışma ortamları da hareketten uzak bir yaşam tarzı oluşturmaya başladı. Artık erkekler de iş hayatlarında eskisine oranla daha az fiziki güç kullanıyor, oturarak veya hareketsiz ofis ortamlarında çalışıyor. Hareket edemediği için hem kilo alıyor hem de bacak kasları zayıflıyor, böylece varis riski artıyor.

 

Erkekler kadınlara göre daha geç doktora başvuruyor. Bu problem kozmetiği çoğunlukla ikinci plana atmalarından kaynaklanıyor. Varisler çok belirginleştiğinde veya ciltte renk değişiklikleri olduğu zaman doktora başvuruyorlar. Bu yüzden kadınlar eşlerinin veya erkek arkadaşlarının bacaklarını da takip etmeliler. Tedavileri için uyarılarda bulanmalı hatta onları cerraha getirmeliler.

 

Varisi önlemek için;

· Uzun süre oturarak da olsa, ayakta da olsa hareketsiz kalmayın.

· Uzun süre bacak bacak üstüne atmış şekilde oturmayın.

· Ağır kaldırmayın.

· Bol su için ve fast food’dan kaçının.

· Kilo almamaya özen gösterin.

· Varis çorabı kullanın.

· Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayın.

· Çok dar pantolonlar giymeyin.

· Aşırı sıcak suyla banyo yapmayın.

· Bol yürüyüş yapın, spor yapın.

· Futbol, voleybol, basketbol gibi ani hareketler yapmanızı sağlayacak sporlar yerine yürüme, koşu ve yüzme gibi sporları tercih edin.

Tedavi nasıl yapılıyor?

Varis tedavisinde öncelikle toplardamarlarda yetersizlik varlığı araştırılır ve varsa düzeyi belirlenir. Bacaklarımızda toplardamarlardaki kan akışı her zaman ayaktan kalbe doğru, tek yönde olmalıdır. Bunu sağlayan birkaç mekanizma vardır. Bunlardan biri göğüs kafesimiz içindeki negatif basınç, diğeri de bacaklarımızdaki kasların kasılıp damarları sıkıştırması ve kanı yukarı pompalamasıdır. Buna bacak kas pompası diyoruz. Bacaktaki kas pompasının yüzde 80’ini baldır kas kasları,  yüzde 20’sini uyluk kasları oluşturur. Burada en etkin mekanizma baldır kasları üzerinden işler.

Yürürken ya da hareket ederken kas kasılmasıyla damarlar sıkıştırılır ve kan yukarı pompalanır. Ancak ayakta sabit durduğumuzda veya oturduğumuzda yer çekiminin etkisiyle kan aşağı doğru gitme eğilimi gösterir. Bunun önüne geçebilmek için damarlarımızın önünde ufak kapakçıklar vardır.

Özellikle kasık altından başlayarak ayağa doğru gittiğimizde bu kapakçıklar sayısal olarak da artar. Bu kapakçıkların biri de, birkaçı da tümü de hastalıklı olabilir. Doppler ultrasonografi ile biz bu kapakçıkları değerlendiriyor ve kapakçık yetersizliği nedeni ile oluşan kanı geri kaçışı nereden nereye kadar devam ediyor sorusuna yanıt arıyoruz. Yetersiz olduğu zaman ve olmadığı zaman varise yaklaşım farklılık gösterir.

Bugün yılın en stresli günü

Bugün yılın en stresli günü!

Daily Telegraph, tam da bugün sonuçları duyurulan bir mutluluk araştırmasını sayfasına taşıyor. Birkbeck College psikoloji uzmanları, kişilerin mutluluk derecesini tespit etmek için bir ölçek hazırlamış.

Araştırmaya katılan 80 kişiyi en çok mutlu eden şey, yerde bozuk para olmuş. En can sıkıcı şeyinse, kötü çalınan bir kemandan çıkan sesler olduğu anlaşılmış. Yavru köpeklerle oynamak, çikolata yemek, gülen bebek resimlerine bakmak da mutluluk veren şeylerden. Çürük diş resimleri ve ağlayan bebek resimleri sinir bozuyor.

Erkeklerin yerde bulunan paraya sevinme oranı artı 90 civarındayken, kadınlarda bu oran yaklaşık 10 puan daha düşük. Fakat kadınlar, genel mutluluk oranı ortalamasında erkeklerin üstünde. Kadınlarda bu ortalama 66 düzeyindyken, erkeklerde 58.

Araştırmayı yürütenlerden Funke Baffour, hayatın akışı içinde meşgul olan insanların mutlu anları ıskaladıklarına dikkat çekiyor.

“Mavi Pazartesi” gibi günlerin iç karartıcılığından ve depresyondan korunmanın basit yollarına işaret ediyor: “Bu, güzel bir müzik dinlemek, birine iltifatta bulunmak veya basitçe evcil havyanlarınıza veya sevdiklerinize ilgi göstermek için daha fazla zaman ayırmak olabilir.”

Hafif depresyon hafife alınmasın

Hafif depresyon hafife alınmasın

Çağın hastalıklarından biri olan depresyon her zaman ağır belirtilerle kendisini göstermiyor. Belirtilerinin “hafif” olduğu düşünülüp geçiştirilen depresyonun ise“major” yani ağır depresyona dönüşmesi ihtimali bulunuyor.

Alman Psikiyatristler Birliği’nden Dr. Christa Roth-Sackenheim, “Hafif, mütekerrir depresif dönemler geçiren kişiler profesyonel yardım almaktan çekinmemeli. Hafif depresyonun ağır depresyona dönüşmesi ya da kronikleşmesi riski bulunmaktadır” diyor. Uzman, depresyon ne kadar uzun sürmüşse ve yerleşikse, tedavisinin o kadar güç olduğunu kaydediyor.

İNTİHAR DÜŞÜNCESİ VARSA…

Depresyon tedavisi mümkün olan bir rahatsızlık. Depresyon tedavisinde ilaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi de kullanılıyor. Uzman Roth-Sackenheim, “Psikoterapi ile ilaç tedavisi aynı değerde. Her iki tedavi yöntemi de birlikte kullanılabilir, ya da ayrı ayrı uygulanabilir” diyor.

Uzman, özellikle intihar riskinin bulunduğu ağır depresyon hastalarında, ilaç tedavisinin şart olduğunu dile getiriyor. Uzun süren mutsuzluk hali, çaresizlik hissi, çevreye karşı ilgi kaybı, düşünsel yetilerde gerileme depresyonun belirtileri arasında sayılıyor. Ancak rahatsızlığın yorgunluk, uykusuzluk, iştah kaybı gibi fiziksel belirtileri olabileceğine de dikkat çekiliyor. Ayrıca cinsel istekte azalma ve kaygı bozukluklarının da rahatsızlığın erken belirtileri arasında olduğu kaydediliyor.

Alman Psikiyatristler Birliği’nden Dr. Christa Roth-Sackenheim, “Hastaların çoğu er ya da geç intihar fikrini aklından geçiriyor. Şayet intiharı gerçekleştirmeyeceklerini bilseler bile bu tür düşüncelere sahipseler, mutlaka bir uzmana danışmalılar” şeklinde konuşuyor.

Miyomlara düzenli takip şart

Miyomlara düzenli takip şart!

Hormona duyarlı olan bu iyi huylu tümörler,  üreme çağı boyunca yavaş yavaş büyürken menapozdan sonra kadınlık hormonlarının azalmasıyla birlikte küçülmeye başlıyor.

Peki, sebebi tam olarak bilinmeyen ancak ailevi geçiş ve genetik yatkınlığın sorumlu tutulduğu bu iyi huylu tümörler huy değiştiriyor mu? Kansere dönüşme riski taşıyor mu?

Neolife Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gonca Saraç “ Myomların yüzde 50 si, muayene sırasında tesadüfen bulunur ve hiçbir şikayet vermezler. Şikayet oluşturan myomların neden olduğu belirtiler ise, miyom rahim içindeki yerine ve büyüklüğüne göre değişiklik gösterir. Rahimin içindeki adet gören tabakaya yakın olanlar, adet kanamasının fazla olmasına, sancılı adetlere ve kansızlığa neden olabilirler. Rahimin dış kısmına yakın olanlar ise etraf organlara yaptıkları bası nedeniyle sık idrara gitme, kabızlık, şişkinlik ve kasık ağrısı gibi şikayetler oluşturabilirler. Gebe kalmak isteyen kadınlarda, miyomlar bulundukları yere ve büyüklüğüne göre, gebelik şansını azaltabilir, düşük ve erken doğuma neden olabilirle.” diyor ve myomların binde bir oranında hızla büyümesi ve kanserleşmesi ihtimalinin bulunduğunu vurguluyor.

İHMÂL ETMEYİN!

Bazı araştırmacılar, iyi huylu miyomların zaman içinde kanserleşmediği kabul ediyor.  Ultrasonografi veya MRI gibi görüntüleme teknikleri ile iyi huylu miyomları, kötü huylu myomlar olarak adlandırılan leyomyosarkomdan ayırt edebilme imkanı maalesef yok.  Ancak, hızlı büyüme veya menopoz sonrası büyümenin devam etmesi kötü huylu myomların teşhisinde en önemli belirti olarak dikkat çekiyor. Bu nedenle miyomların,  düzenli muayenelerle takip edilmesinin olası olumsuz gelişmelerin erken teşhisi için ön koşul olduğu vurgulanıyor.

İdrardaki ‘gizli’ iltihaba dikkat!

İdrardaki gizli iltihaba dikkat!

 

Herhangi bir şikayet olmamasına rağmen idrar testlerinde çıkan iltihabın nedenini Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Bölümü Uzmanı Dr. Fatma Kural Aydın anlattı.

Kadınlarda üretra adı verilen mesane çıkışının anatomik olarak kısa olması nedeniyle özellikle E.coli kaynaklı sistit ve diğer üriner sistem enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Fatma Kural Aydın ‘Kadınlar bu tür enfeksiyonlara daha yatkındırlar. Üriner sistem enfeksiyonlarında genellikle idrarda yanma, sık idrara çıkma, kasıklarda ağrı gibi belirtiler olur. Bu belirtiler yoksa ve check up gibi başka nedenlerle yaptırdığınız tetkiklerde ağrı olmamasına rağmen idrarınızda iltihap saptanıyorsa kesinlikle ihmal etmeyin. Bu tüberküloz ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı olabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar insandan insana bulaşır.

PARTNERİNİZLE TEDAVİ OLUN

Kaynak, bu hastalıkları hiçbir semptom olmadan taşıyıcı olarak ürogenital sistemlerinde taşıyan insanlardır. Yani bir kişide cinsel yolla bulaşan hastalık etkeni saptandığında bu hastalık en az bir kişide daha var anlamına gelir. Bazen bu durumlar kadınlarda rahim ağzı iltihabına neden olarak renkli ve kokulu akıntıya yol açarak hiçbir bulgu olmadan bu tür mikroplar için taşıyıcılık gelişip partnerin tekrar tekrar enfeksiyon kapmasına sebep olabilir. Bundan dolayı da kişilere bu tür hastalıkların tanısı konduğunda mutlaka partnerleri ile birlikte tedavi edilmelidirler.

TESTLERİNİZİ İHMAL ETMEYİN

Tanılar rutin idrar kültürleri değil özel idrar kültürlerinde saptanır. Bu nedenle herhangi bir testte idrarda iltihap saptanması durumunda mutlaka doktora başvurulmalı ve idrar kültürü, vajen kültürü gibi ek tetkikler yapılmalı, iltihaba neden olan bir bakteri olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu nedenle idrar tahlilinizde iltihap çıkarsa mutlaka hekiminize başvurarak ek tetkikleri yaptırın ve kontrollerinizi ihmal etmeyin.’ açıklamasında bulundu.

HPV hakkında merak edilenler…

HPV hakkında merak edilenler...

 

HPV cilt teması ile kişiden kişiye bulaşabilen bir virüstür. HPV’nin 100′den fazla tipi vardır. Bunların yaklaşık 30 tanesi erkek ve kadınlarda genital bölge enfeksiyonlarına yol açar ve cinsel temas yolu ile kişiden kişiye bulaşır.

HPV ne sıklıkta görülür?

HPV çok sık görülen bir virüstür. Bazı araştırmalar cinsel yaşantısı olan her 4 kişiden en az 3′ünün hayatının bir döneminde genital HPV enfeksiyonuna yakalanacağını öne sürmektedir.

HPV enfeksiyonu nasıl yayılır?

HPV en fazla vajinal, anal ve oral ilişki yoluyla yayılır ama enfeksiyon oluşması için cinsel ilişki olması şart değildir. HPV cilt teması ile bulaşır ve yayılır. Cinsiyeti ne olursa olsun enfekte olmuş bir kişiyle cinsel temasta bulunmak virüsün en sık görülen bulaşma şeklidir. Pek çok diğer cinsel yolla bulaşan hastalık gibi genital HPV enfeksiyonu da çoğunlukla belirti vermez.

HPV enfeksiyonu hangi hastalıklara yol açar?

HPV’nin yaklaşık 20 türü genital siğillere yol açar. Bu siğiller vajinanın içinde veya dışında ve penisin üzerinde çıkar. Bu bölgelerin yakınındaki cilde de bulaşabilir. Genital siğiller anüste, vulvada veya rahim ağzında da oluşabilir. HPV’nin yaklaşık 15 türü anüs, rahim ağzı, vulva, vajina ve penis kanserleri ile ilişkilidir. Baş ve boyun bölgesi (bademcik, dilin arka tarafı gibi) kanserlerine de yol açarlar. Bunlar HPV’nin yüksek riskli tipleri olarak bilinir.

HPV rahim ağzı kanserine nasıl yol açar?

Rahim ağzı (serviks) hücrelerden oluşan ince bir doku tabakası ile kaplıdır. HPV bu hücrelere girebilir. Enfekte olan hücreler anormal hücreler haline gelerek veya zarar görerek farklı şekilde büyümeye başlarlar. Bu hücrelerdeki değişimler kanser öncesi olarak bilinen bir değişim olmaya doğru ilerleyebilirler. Rahim ağzını kaplayan ince dokudaki değişimlere displazi veya servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) adı verilir. Çoğu kadının bağışıklık sistemi virüsü kansere dönüşmeden yok eder. Fakat bazı kadınlarda HPV bağışıklık sistemi tarafından yok edilmez ve vücutta kalır. Bu durumda HPV kansere ya da daha sık olarak kanser öncesi oluşumlara yol açabilir.

Rahim ağzı kanseri için tarama testleri var mıdır?

Genellikle rahim ağzı kanserinin oluşması yıllar sürer. Bu süre içinde HPV enfeksiyonu rahim ağzı üstündeki veya çevresindeki hücreleri anormal hücreler haline getirir. Smear testi (Pap smear veya servikal sitoloji taraması) anormal hücre değişimlerini erken evrede saptayarak kansere dönüşmeden tedavi edilmelerine olanak sağlar. Smear sonucu anormal veya şüpheli çıkan 30 yaş ve üstü kadınlarda ek olarak HPV tiplemesi de yapılır. Bu test 13′ten fazla yüksek risk grubu HPV türünü saptayabilir.

HPV enfeksiyonu önlenebilir mi?

HPV enfeksiyonunun bazı türleri HPV aşısı ile önlenebilir.

Bunun dışında HPV enfeksiyonu riskini azaltmak için şu önlemler alınabilir:

-Tek eşli olmak

-Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmak

Ancak prezervatif HPV enfeksiyonuna karşı %100 koruma sağlamaz. Prezervatifin kaplamadığı enfekte olmuş bölgelere (genital veya anal) temas ile bulaşabilir.

Cinsel soğukluğa sıcak tavsiyeler

Cinsel soğukluğa sıcak tavsiyeler

 

Doğru şeyler yapıldığında beden cinselliğe her zaman hazır olabilir ve kişi istemese de seks yapabilir.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistlerine göre, cinsellik kişinin istediğine bağlı bir durum değil. Çünkü beden adeta bir makine gibi “uygun mekan, uygun partner ve uygun uyarı” ile her zaman cinselliği hazır hale gelebilir.

Terapistler, cinselliğin, diğer tüm güdüler gibi bazen içgüdüsel bazen de beyin tarafından salgılanan hormonlarla başlayan kompleks bir süreç olduğunu hatırlattı.

Seks dürtüsünü harekete geçiren ve hareketli tutan en önemli unsurun testosteron miktarı olduğunu ifade eden terapistler, kadınlarda bu hormonun vücuttaki oranın erkeklere göre çok daha az olduğunu vurguluyorlar.

Ancak yorgunluk ve stres, testosteron miktarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Hurafelerden (mitler) dolayı çiftlerin cinsel hayatının sosyal, kültürel ve durumsal gerçeklere dayalı olarak şekil değiştirdiğine dikkat çeken CİSED  terapistlerine göre, bu durum ilişkilerde tehlike çanlarının çalmasına da yol açabiliyor.

Cinsel terapistler, çiftlerin “Seks doğal olarak başlamalı, isteğin yoksa ne yapabilirsin ki?” inanışlarının, cinsel ve ilişkisel sorunları içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini kaydederken, çok çarpıcı tespitler yaptılar:

GÖREV DİYE ALGILAMAK YANLIŞ DEĞİL!

“Uzun birlikteliklerde yıllar içinde her şeyde olduğu gibi cinsel olarak uyarılma şekilleri de değişebilir. Doğru yöntem ise duruma uygun olarak kişinin yeni bir cinsel yaklaşım geliştirmesidir. Şunu da kabullenmek gerekiyor:

 

Cinsel istek cinsel temas başlamadan önce sizi yakıp tutuşturan türden olmasa bile çoğu zaman olay başladıktan sonra gelişecek ve alacağınız zevk eskisinden farklı olmayacak. Yani uygun mekan, uygun partner ve uygun uyarı ile cinsellik seks görev olarak da başlıyorsa bir zararı yok. Görev olsun diye cinsel ilişkiye başlayan çiftlerin çoğu bu aktiviteyi büyük zevk alarak noktalayabiliyor. Öyleyse cinsel aktivite, görev olarak başlayıp zevkle bittiği sürece amacına ulaşmıştır.”

İSTEMESENİZ DE YAPIN!

Cinsel terapistler, “İlerleyen yıllar içinde çiftin sekse karşı körelmeye başlayan ilgiyi canlandırabilmesinin anahtarı düşüncelerindedir” diyor. Bu konuda önemli uyarıları var:

“Sürekli cinsel teması başlatmaya çalışan ve sürekli reddedilip gururu kırılan kişi, bir zaman sonra partnerine bunu sormamayı tercih ediyor. Bu da ilişkilerin uzun vadede ciddi hasarlar almasına neden olabiliyor. İlerde yaşanması muhtemel cinsel işlev bozukluklarının önüne geçmek için cinselliği istemeyi beklemeyin, istemeseniz de seks yapın. Seks yapmak demek ille de penis-vajina birlikteliği değildir. Bazen sevişmek, okşamak, öpüşmek, erotik masaj yapmak, birlikte banyo yapmak veya sarılarak uyumaya çalışmak da seks yapmaktır. Çünkü cinsellik, rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilmedir. Ne olursaolsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır.”

Peki cinsel soğukluktan yakınan çiftler bunun üstesinden nasıl gelebilir?

 

Öncelikle mevcut cinsel sorunu, düşük istekli bireyin sorunu olmaktan ziyade ortak sorununuz olarak görmeye çalışın.
- Cinselliğe yaklaşım tarzınızı değiştirin. Bir kere başladı mı zevkin kendiliğinden geleceğini düşünüp, kabul edip ona göre davranmanız şart.
- Gün içinde zaman buldukça seksten alacağınız zevki düşünün. Geçmişte sizi etkileyip aklınızda kalmış olan bir cinsel ilişki hatırasını ya da sizi hakikaten uyaran bir fanteziniz varsa onu düşünün.
- Cinsel teması başlatmadan önce 5 dakikalık bir motivasyon yapın. Hayal dünyanıza başvurun ve aklınızda cinsel fanteziler kurun. Partnerinizle paylaşılmasında sakınca olmayacak olan cinsel fantezilerinizi paylaşın.
- Aşk kaslarınız için Kegel Egzersizleri adı verilen uygulamaları yapın. Yani erkekte makat, yumurtalıklar ve kasıkları, kadınlarda vajina çevresini kapsayan aşk kaslarınızı belli bir disiplin içinde  peş peşe kasıp yavaşça gevşetin.
- Cinsel ilişki sırasında sadece dokunmanın ve sevişmenin verdiği hazza, alacağınız zevke odaklanmanız gerekli. Asla eşinizden karşılanmayan beklentilerinizi veya onun bu beklentilerinizi yerine getirmeyerek sizi nasıl çileden çıkardığını düşünmeyin.
- Cinsel istek günlüğü tutun. Cinsel açıdan uyarıcı televizyon şovları ile filmlerdeki sahneleri not edin. Romantik/erotik içeriğe sahip kitapları okuyun ve kendi erotik fantezilerini oluşturun.
- Nefes ve gevşeme egzersizleriyle arada bir kendinizi ödüllendirin.
- Arada bir cinsel birleşmeyi kendi kendinize yasaklayın.
- İlişkinizde yeniden bir flört etme dönemi yaratın. Daha fazla keyif alacağınız veya yakınlaşacağınız sıcakkanlı davranışları arttıracak metotları araştırın. Sarılmalar, elle şakalaşmalar, küçük öpücükler, el ele tutuşmak, televizyon izlerken birinin diğerinin kucağına oturması, kol kola yürüyüş yapmak gibi davranışlar sıcakkanlı davranışlara örnek verilebilir.
- Partnerinizle birlikte cinselliğe bakış açınızı ve cinsel davranış özelliklerinizi konuşun ve yanlış davranış kalıplarınızı düzeltmeye çalışın.

Diyabet cinsel hayatı da vuruyor

Diyabet cinsel hayatı da vuruyor

Erkeklerde görülen cinsel fonksiyon bozukluklarının önemli nedenlerinden biri olan diyabeti Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Bölümü,Obezite ve Diyabet Polikliniği Uzmanı Dr. Halil Kutlu Erol anlattı:

Erkeklerde görülen birçok cinsel problemin altındainsülin direnci, diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterolgibi nedenlerin yattığını; ancak kişinin şikayetini dile getirmekten çekindiği için bunların çok geç fark edildiğini dile getiren Uzm. Dr. Erol ‘Hastalarımızgenellikle Üroloji Bölümüne başvurduktan sonra hekimlerimizin yönlendirmesiyle bize geliyor. Aslında erkeklerde görülen birçok cinsel problemin temelinde damar sertliği yatıyor.

DAMARLARI ETKİLİYOR

Ne yazık ki damar sertliğinin sadece kalbi etkilediği gibi yanlış bir kanı var. Ancak damar sertliği vücuttaki bütün damar sistemini olumsuz yönde etkiliyor. Damar sertliğinin oluşmasına ise insülin direnci, diyabet, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon vesigara neden oluyor.

Özellikle diyabet artık bütün dünyada damar sertliği ile eşdeğer olarak kabul ediliyor. Bu yüzden diyabet eşittir damar sertliği diyebiliriz. Diyabeti olan bir kişiyi koroner kalp hastası olarak da kabul ediyoruz.

Kalp damar hastalığına aday kişinin vücudundaki tüm damarlar gibi genital bölgede yer alan damarları da bu süreçten etkileniyor. Bu nedenle iktidarsızlığın en büyük nedenlerinden birinin damar sertliği olduğunu söyleyebiliriz.’ diye konuştu.

Cinsel hayatın düşmanları: Uyku apnesi ve horlama

“Uyku apne sendromu ya da hastalığı  uyku sırasında tekrar eden nefes durmalarıyla kendini belli eden bir hastalıktır. Gece uykuda nefes durması saatte 5-15 kez oluyorsa hafif, 15′ten fazla görülüyorsa ağır uyku apnesi olarak değerlendirilir. Şiddetli horlama, uyku apne sendromunun en sık görülen belirtilerinden biridir. Bazen komşuların duyabileceği şiddette olabilen horlamanın kısa aralıklarla kesilmesi apnelerin, bir başka deyişle vücudun nefessiz kaldığını gösteriyor.

Uyku apne sendromunda; sabahları yorgun uyanma, ağız kuruluğu, baş ağrısı, gündüz aşırı uyku hali, kilo vermede güçlük çekme, depresyon, unutkanlık, dikkat eksikliği, kolay sinirlenme, iş veriminde azalma ve cinsel isteksizlik ile erektil disfonksiyon gibi sorunlar görülebiliyor. Uzun dönemde ise; yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp yetmezliği, kalpte ritim bozuklukları, felç ve ani ölüm riski artıyor.

CİNSEL HAYAT SEKTEYE UĞRUYOR

Son yıllarda yapılan araştırmalar horlamanın ve beraberinde uyku apnesinin çiftlerin cinsel hayatını, dolayısıyla da aile ilişkilerini olumsuz yönde etkilediğini ortaya çıkarıyor. Gerek ülkemizde gerekse dünyada pek çok çift yataklarını ayırmak zorunda kalıyor.

İngiltere’de 1000 çift üzerinde yapılan bir araştırmaya göre; horlamanın rahatsızlık yaratması ile beraber, çiftler ilk önce yatakları ayırıyor. Elbette bu durum çiftlerin cinsel hayatlarını olumsuz etkiliyor. Mutsuz ve sağlıksız bir cinsel yaşam süren çiftler en küçük bir sorunda şiddetle tartışıyor ve bu durum boşanmaya kadar devam edebiliyor.

Horlayan uyku apneli hastalarda aynı zamanda depresyon ortaya çıkabilir.Elbette bu durum kendini libido azalması şeklinde gösterebilir.

Toplumun yüzde 5’inde görülen ‘Uyku Apnesi’ uyku sırasında tekrar eden nefes durmalarıyla kendini belli eden bir hastalıktır,bu durum kişinin uyku kalitesini bozduğu için bireyin hem sosyal hem de iş verimini oldukça düşürüyor.

Uyku apnesi erkeklerde halk arasındaki yaygın deyimiyle ‘sertleşememe’, bilimsel ismiyle ‘erektil disfonksiyon’ bozukluğuna yol açarken, kadınların cinsel yaşamlarını da adeta kabusa çevirebilmektedir. Bu sorundan şikayet eden kadınlar, normal popülasyona göre iki kat daha az orgazm oluyor. Üstelik bu kadınlarda eşlerine karşı cinsel isteksizlikte gelişebiliyor artıyor.

Orta veya ağır uyku apnesi hastalığı olan kadınlar, hemen hemen daima uykuya meyilli oldukları ve depresyon yaşadıkları için kendilerini eşlerine tam olarak konsantre edemiyorlar.ayrıca kan akımının azalması da cinsel fonksiyon bozukluğuna yol açabiliyor.”